products

contact

videos

history

about us



activities

main page

ottoman calligraphy center

ottoman calligraphy center

b  i  l  g  i  @  a  r  t  i  s  l  i  n  e  .  c  o  m

samples

produced by ismail üzümlü

about us

meeting with the calligraphy

   İlkokul, ortaokul ve lisede resim derslerinde başarılı bir öğrenciydim. Arkadaşlarım dönem ödevlerinin kapaklarını bana hazırlatırlardı. Harflerle oynamayı onları deforme edip şekilden şekle sokmayı çok seviyordum. Ama bir rehber olmadığından çalışmalarım tam oturmuyordu.1990’lı yılların başıydı yanılmıyorsam. Üniversite imtihanına hazırlanıyordum. Diğer taraftan da bir ekip oluşturup yerel dergi ve gazete çıkarıyorduk. Ben gazetede karikatür çiziyordum. Medet amca diye tiplemem vardı. Ben bunlarla uğraşırken İstanbul’da üniversiteye hazırlanan dostum Mustafa Şendal bir hafta sonu ziyarete geldiğinde Çem

berlitaş’ta çok saygı duyduğum Aydın abimize beyaz bir kâğıt üzerine benim ismimi yazdırmış. Getirip yattığım odanın duvarına yapıştırdı. Bu olay zaten alevleri tüm ufukları kaplamış bulunan yazı aşkını daha da alevlendirmekten başka bir şey değildi. Hafler hayallerimi süslüyor, bulduğum her kağıt parçasına değişik versiyonlarda harfler yapıyordum.   

   İstanbul’da ilk uluslararası Ebedi Risalet Sempozyumu düzenlenmişti. 4 gün sürmüştü. Sempozyumun düzenlendiği Abdi İpekçi Spor Salonunu görmeliydiniz. Tüm Türkiye’den otobüslerle 10.000 kişiden fazla sempozyumu izlemeye ve dünyanın dört bir yanından gelmiş akademisyenlerin konuşmalarını dinlemeye gelmişlerdi. Peygamber efendimizin doğum günü münasebetiyle yapılan bu organizasyonun çap olarak daha önce bir benzeri olmamıştı. O kadar kalabalıktı ki; salona sığmak mümkün olmadığından içeri giremeyenler konuşmaları bahçeden takip ediyorlardı. Bahçenin bir köşesinde insanlar toplanmış bir şeyi izliyorlardı. Benim de dikkatimi çekti. Kalabalığın olduğu yöne gittim. Herkesin elinde kağıt parçaları vardı. Kalabalığı yarıp öne doğru yaklaştığımda güzel yazıyla isimler yazan birini gördüm. Masada oturan kişi yazıyor yazıyor yazıyordu… Belki 3–4 gün aralıksız yazdı. Manzaradan çok etkilenmiştim. İnsanların yazıya ilgisi beni daha da kamçılamıştı…   1992 de Ankara Gazi Üniversitesi Matematik bölümünü kazandım. Okulun ilk aylarında Ankara’da zafer çarşısında gezerken Hasan Erdoğan’ın yazılarını gördüm. Bir iki defa konuşmamıza rağmen vakit müsait olmadığından yardım alamadım. O sene Kocatepe Camii avlusunda düzenlenen fuarda birinin yazı yazdığını duydum. Yanına gittim ve bu işi öğrenmek istediğimi söyledim. Ama bana yardım etmediği gibi ayrıca harflerin ve noktaların noterden tasdikli olduğunu, bunları kimsenin kullanamayacağını söyledi. Bu komik ve de enteresan tavır karşısında ne diyeceğimi şaşırıp O’ndan yardım alamayacağımı anladım. Nedense insanlar yardıma yanaşmıyorlardı yazı hususunda bir türlü. Geriye tek başına hummalı bir şekilde çalışmak kalıyordu. Bu Amerika’yı baştan keşfetmek demekti. Yardım edilse belki daha hızlı mesafe kat edecektim. Bu benim için daha hayırlıydı belki de.     

  Yoğun bir şekilde devam ediyordu çalışmalarım. Birgün İzmir’den bir telefon aldım. O zamanlar NUFAŞ Fuarcılık kitap fuarları düzenliyordu. Başında da saygıdeğer abimiz Hakkı Bey vardı organizatör olarak. Hakkı abi İzmir’de sabancı kültür merkezinde kitap fuarına beni davet etti. Ben çok heyecanlandım. Ama bir sorun vardı yazı yazmak için özel desenli kâğıdım yoktu. Kâğıdı bastıracak param da olmadığından konuyu babama açtım. Babam bunun masraflı olacağını söyledi. Sonunda babamı ikna ettim ve kâğıdı bastırdık. Allah razı olsun babam masrafları karşıladı. Fuarın ilk günü sabahtan kâğıtları matbaadan aldık. Babam beni arabayla fuara bıraktı ve gitti. Hakkı abimiz bana yaklaşık 1 metrelik bir masa tahsis etti. Masaya oturdum.  Kâğıtlar yeşil renkte ebru desenli ve tek çeşitti. Kâğıtları masanın bir kenarına istif ettim. O zamanlar hiç unutmuyorum yeni çıkan bir kitabın üzerinde 30 bin TL yazan karton bir şerit vardı. O şeridi alıp masanın üstüne yerleştirdim. Heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım. İlk defa insanların gözü önünde yazacaktım. Derme çatma bir takım elbise vardı üzerimde. Masaya 2–3 adet örnek isim yazıp koydum. Derken birkaç kişi geldi ve isimlerini yazdırdı. İnsanlar merak edip toplanmaya başladılar masanın etrafında. Durmadan yazıyordum artık. O gün akşama kadar yazdım yazdım yazdım… Babam akşam işten sonra beni ziyarete gelmiş ama izdihamdan yanıma yaklaşamamış. Batar kattan bir müddet beni izlemiş ve ‘‘ Oğlan bu işi kıvırdı ’’ diye geçirmiş içinden. O gün mutluluktan uçacaktım. Ziyaretçiler yazılarımı beğeniyorlardı ve bu benim için en önemli şeydi. Yıllarca sancılı çalışmalarımdan sonra Allah bana karşılığını göstermişti. Binlerce şükürler olsun. Harflerin büyülü dünyası yavaş yavaş beni atmosferine çekmeye başlamıştı.  Okulların tatile girmesiyle İzmir’e döndüm. Her yıl 26 ağustosta başlayan İzmir uluslararası fuarda açılacak olan kitap fuarına Hakkı abim beni davet etti. Fuara 5 ayrı tarzda kâğıt bastırıp önceden hazırlandım. Fuar iyi geçti. İlgi fazla oldu. Allah’ın mayama karıştırdığı bu sanat sayesinde hem geçiniyordum hem de yazıya olan susuzluğumu gideriyordum. Ama bu susadıkça tuzlu su yudumlamak gibi bir şeydi. Yazdıkça susuzluğum artıyor, susadıkça yazıyordum. Ankara’da okul zamanı 1–2 fuara katıldım.

   Bu sıralarda Eray diye biriyle tanıştım. Eray kendi halinde bir üniversite öğrencisiydi. Fuarlara bana yardımcı olarak gelmeye başladı. Yazı yazamıyordu tabi, sadece paket falan yapıyordu ve müşterilerle ilgileniyordu. Ramazan ayı geldiğinde her sene Kocatepe’de düzenlenen dini yayınlar fuarına başvurdum. Fuar başlayalı birkaç gün olmuştu ki; birden adını zikretmek istemediğim, bir önceki sene karşılaştığım kişi geldi fuara katılımcı olarak. O da yazı masası kurdu fuarın bir köşesine. Benim yanıma gelerek benim fuarı terk etmemi istedi. Yeni araba aldığını taksitleri olduğunu falan anlattı. Ben de kendisine bu standı parasıyla kiraladığımı ve fuarın sonuna kadar da burada olacağımı söyledim. Sonuçta orada ikinci bir yazı standı belirdi. Aradan 2–3 gün geçti geçmedi, yine gelip beni rahatsız etmeye başladı. Masamı tekmeliyor, kâğıtlarımı sağa sola savuruyordu. Artistlik yapıp beni huzursuz etmeye çalışıyordu. Hatta Birgün iki kişi geldiler ve benim kolumu kırmakla tehdit ettiler. Veyahut ta her günkü ciroyu talep etmek gibi gülünç ve de saçma bir talepte bulundular. Daha sonraki gün gelip sırtı bana dönük olacak tarzda tam benim masamın 1metre önüne masasını kurdu. O günde 8–10 yazı yazıyordu bense 150–200 müşteriye hitap ediyordum. Bütün kızgınlığı bu yüzdendi sanırım.  Ben sabrettim. Çünkü onun bu tavırları sadece kendine zarar veriyordu. Erdemi elden bırakmamak lazımdı.  

   O sene ebedi risalet sempozyumu Ankara’da oldu. Sempozyum sadece bir gün sürüyordu. Sabah erkenden masamı kurdum avluya. Ta akşama kadar aralıksız yazı yazdım o gün. Binlerce hamdolsun İstanbul’da gördüğüm manzaranın tadını Rabbim bana da tattırmıştı sonunda. O tat hala damağımda…    Bir ara da Sakarya caddesinde bayramdan on gün önce kartpostalcıların arasına oturup küçük bir masada bayram tebriği yazmıştım.    Yaza doğru bir turizm beldesinde yazı işini denemek amacıyla Ölüdeniz’e gitmeye karar verdim. Orada bulunan kardeşim kadar samimi olduğum liseden beri görüştüğümüz Yusuf’un yanına gittim onun yardımıyla Hisarönü’ne bir masa attık. Tabi işler hiçte iç açıcı değildi. İngilizler çoğunluktaydı ve yazıyla ilgilenmiyorlardı. Yardımcımla birlikte ancak pansiyon paramızı ödüyorduk. O sırada Side’de eczane işleten, ortaokul yıllarında aynı yurtta kaldığımız daha sonradan da çeşitli ortaklıklara gireceğimiz çok yakın arkadaşım Süleyman’ı aradım. Side’de bu işi yapıp yapamayacağımızı sordum. Böylece Fethiye’den Side’ye gittik. Tabi belediye çarşıya masa koymamıza müsaade etmedi. 15–20 günlük gidip gelmelerden sonra belediye başkanı ısrarımıza dayanamayıp bize izin verdi. Masamı kurup işe başladım.   26 Ağustos gittikçe yaklaşıyordu. Bu tarih benim için önemliydi. İzmir’de her yıl bu tarihte uluslar arası fuar açılıyordu ve çok yoğun ziyaretçi alıyordu. Ben oradan yer ayarlayıp yardımcıma Side’yi 17 günlüğüne bıraktım. İzmir fuarını bitirmeden 2-3 gün önceydi sanırım yardımcımı aradım ve Side’den kazandığı parayla birlikte Ankara’ya gelmesini söyledim. Ben de Ankara’ya gidip orada İzmir’den kazandıklarımla onun getirdiği parayı birleştirip paylaşmayı düşünüyordum. Ankara’da buluştuk. Ama O Side’de derme çatma yazılarıyla da olsa iş yapınca; bana Side’ye gitmesi gerektiğinden, orada işin yoğun olduğundan bahsetti. Orayı tek başına sahiplendi anlayacağınız. Ben fuarlarda çalışmaya devam etmeye başladım. Bu arada ben kitap çıkarmak istiyordum yazıyla ilgili. Bunun ön çalışmaları ile uğraşıyordum. Fotokopi şeklinde bir çalışma hazırladım. Bunu gittiğim fuarlarda satıyordum. Bununla insanların yazıya karşı ilgileri ve kabiliyetleri artırıyordu. Tahminim birkaç fuardan sonra yollarımı yardımcımla ayırdım. Yoluma tek başıma devam etmeye başladım. Sonradan öğrendim yazıdan anlamayan bu insan tahminim benim kitap çalışmamı taklit edip kitap bastırmış. Aslında işin ehli olmayan birinin böyle bir işe kalkışması ne kadar trajikomik bir olay.  Kitaba bir yerde denk gelip baktım ve içinin bilgi ve sanat yönünden bomboş olduğunu görünce daha da üzüldüm. İnsanların paralarını almak için ve sadece para kazanmak amacıyla hazırlanan bu olay karşısında üzülmemek elde değil.   

   2000 yılında televizyonda haberleri izlerken Antalya’da Türk motifleriyle adeta kanaviçe gibi bezenmiş bir otelin tanıtımını gördüm. Hakkımda bir yazı yazıp neler yaptığımı açıklayan örneklerle birlikte dosya yapıp otel yönetimine gönderdim. Bir hafta sonra beni otelden arayıp görüşmek için davet ettiler. Otelde küçük bir masa ayarladılar. Burada yazılarımı sergilemeye imkân bulmuştum. Bu arada yavaş yavaş turizm organizasyonlarıyla da tanışmaya başladım. Ufak tefek davetiye ve sertifika işleri çıkıyordu. İnsanlar tanıdıkça çevrem arttı. Allah bu işle geçinmemi sağlamıştı.   Süleyman askerden gelip Antalya’ya yerleşince onunla beraber ortak olup bu işi devam ettirmeye kara verdik. 2006 başında İngiltere’ye gidinceye dek ortaklığımız devam etti.Onun gitmesiyle yalnız kaldım yazı işinde. Beraber zor günlerimiz de kolay günlerimiz de oldu. Allah O’ndan ebeden razı olsun. Şu aralar Antalya’da çeşitli organizasyonlarda yazı işine devam etmekteyim.      

 Allahın bana verdiği bu kabiliyeti iyi yolda kullanabilmek benim en önemli düşüncelerimden biridir. İnşallah bu niyette Allah beni muvaffak kılar.